Eski Şarkıların Hikayeleri Dahi Etkileyici

Kapının her çalışında adlı köşe yazısıyla şarkıların ne denli toplum hayatına dokunuşlar yaptığını güzel bir dille anlatan yazarımız Naci Konyar'ın makalesi okunmaya değer....

Eski Şarkıların Hikayeleri Dahi Etkileyici

Şarkılar kendisini severek dinleyen her gönülde birbirinden farklı değişik hikayeleri çağrıştırırlar. Yaşanmış hüzün dolu bir hikayesi olan “Kapın Her Çalındıkça” şarkısı da yıllardır hayranlıkla dinlenerek gönülleri fetheden, unutulmayan bir aşkın derin ve anlamlı hikayesini anlatır. Ömür Ceylan’ın “Ömürlük Şarkılar” kitabından alıntıladığımız bestekarı ve güftekarı Yusuf Nalkesen olan bu şarkının hikayesini onun anlattıklarından paylaşalım istiyoruz.
Yusuf Nalkesen; “Veda Busesi, Saymadım Kaç Yıl Oldu, Avuçlarımda Hâlâ Sıcaklığım Var, Dargın Ayrılmayalım, Gözlerin Doğuyor Gecelerime, O Ağacın Altı” gibi çok sevilen ve bilinen şarkılarıyla birlikte yüze yakın beste ve bin civarında güfteye imza atan, 1983 yılında kendisine “Devlet Sanatçısı” unvanı verilen, 2003 yılında kaybettiğimiz değerli bir sanatçımız.
“Bir İhtimal Daha Var, O da Ölmek mi Dersin” şarkısının bestekarı Osman Nihat Akın Yusuf Nalkesen’in kırklı yıllarda en samimi sanatçı arkadaşlarından biridir. İstanbul’da ikamet eden Osman Nihat Bey, Yusuf Nalkesen’e bir mektup gönderir. Mektupta “Çok sevdiği yeğeni Ferit’in şirin bir kızla evlendiğini, işleri dolayısıyla İzmir’e yerleşeceklerini Ferit ve eşi Canan’ın İzmir’de artık kendisine emanet olduğunu yazar. Yusuf Bey, trenden indikleri andan itibaren Ferit ve Canan’ı bir baba gibi bağrına basar, haftalarca evinde misafir eder, onlar da bu sıcak ilgiyi karşılıksız bırakmayarak Yusuf Bey’in bitişiğindeki daire boşalır boşalmaz yanı başına yerleşirler.
Yusuf Bey Ferit ve Canan’ı bir birine çok yakıştırıyordu. Ferit, kibar saygılı, gerekmedikçe konuşmayan, ciddi dürüst içine kapanık eşi Canan’a bütün ruhuyla bağlı bir delikanlı idi. Canan’sa neşe dolu, konuşkan, hamarat, yetenekli, güzel sesli, cıvıl cıvıl bir genç kızdı. Kimi akşamlar Yusuf Bey’i kırmaz Canan ve Ferit çalınan şarkılara eşlik ederlerdi. Böyle akşamlarda muhakkak Osman Nihat Bey’in “Bir İhtimal Daha Var” şarkısı söylenir, üstat hayırla yad edilirdi. Vuslatın başka alem sen bir ömre bedelsin dizesi söylenirken Ferit Canan’ın gözlerine bakarak şarkıya katılırdı. Ölümlü kısmına katılmazdı. Ferit’i ölümün değil, Canan’sızlığın korkuttuğunu gören Yusuf Bey, bu iki gencin sevdalarına günbegün daha büyük bir saygı duyuyordu.
Canan ve Ferit her sabah birlikte evden el ele çıkıyor, akşamları yine birlikte el ele dönüyorlardı. Yusuf Bey’in evine bazı geceler yemeğe gidiyorlar, Canan da elleri ile yaptığı pastalardan ikramda bulunuyordu. Böylece üç yıl hemen her gün görüştüler. Üç yıl sonunda Yusuf Bey bazı şeylerin değiştiğini fark ediyor. Evden beraber çıkıyorlar ama akşam çoğunlukla Ferit yalnız dönüyordu. Artık nadiren uğruyorlar, kısa oturup fazla konuşmadan kalkıyorlardı.
Yusuf Bey, birkaç kez Ferit’in ağzını yoklasa da zaten az konuşan Ferit ser verip sır vermiyordu. Nihayet bir akşam Ferit eve yalnız döndü ve ertesi sabah evden çıkmadı sonraki, bir sonraki gün de…
Canan gitmişti. Haftalarca eve kapandı Ferit. Kapısını da kimselere açmadı.
Nice zaman sonra bir akşam Ferit Yusuf Bey’in kapısını perişan bir şekilde çalmış, sabaha dek hiçbir şey konuşmadan sadece ağlamıştı. Ferit için endişeleniyordu Yusuf Bey. Birkaç gün gelmeyince kendisi gitmişti ona. Eve girince aradan aylar geçmesine rağmen evde Canan’a ait ne varsa bütün eşyaları bırakıldıkları yerde duruyordu. Paltosu, terliği, tokaları, tarağı, çatal-kaşık-bardağı. Ve işte o akşam ilk kez birkaç kelime dökülmüştü Ferit’in ağzından:
“Canan beni bırakmaz, biliyorum; dönecek!”
Haftalar aylar geçiyor ama Canan dönmüyordu. Ferit bütün zamanını Canan’ı beklemekle geçiriyordu. Yusuf Bey, bir sabah Ferit’in daire kapısını açık görünce çok endişelenmiş, dayanamayıp içeri girmişti. Yerde uyuyan Ferit’i telaşla uyandırıp neden kapının açık olduğunu sorunca da Canan gelip kapıyı vurduğunda duymama ihtimaline karşı aylardır kapısını açık bıraktığını öğrenmişti. Yusuf Bey, kapıyı geceleri kapalı tutmaya onu zor ikna etmiş, ama ertesi gün aynı kapıya dört ayrı kapı zili birden takıldığına şahit olmuştu.
Canan’ın gidişi üzerinden tam iki yıl geçmişti. Ferit yine içine kapandı, dışarı çıkmıyor kimseyle konuşmuyordu. Aksatmadığı tek şey balkonda oturarak saatlerce gözünü sokağa dikiyor Canan’ın gelmesini bekliyordu.
Bir akşam Yusuf Bey radyodaki görevinden döndüğünde Ferit’in hastaneye kaldırıldığını öğrenir. Ferit İzmir Akıl ve Ruh Hastanesine sevk edilmiştir. Yusuf Bey hastanede Ferit’i ziyaret eder. Ferit beyaz gömlek içinde kolları bağlı bir vaziyette yatmaktadır. Yanı başına oturan Yusuf Bey’in kulağına eğilir ve fısıldayarak “Dönecek” der.
Ailesi İzmir’e gelip Ferit’i İstanbul’a götürürler. Ferit gittikten sonra Yusuf Bey’de tüm vaktini balkonda sokağı gözleyerek geçirir. Garip bir şekilde o da Canan’ın bir gün döneceğine inanıyordu. Osman Nihat Bey’in emaneti Ferit’e hakkıyla sahip çıkamamış olduğunu düşündükçe Canan’a daha da çok içerliyor, kızıyordu.
Bir gün döndüğünde ona söyleyeceklerini yüzlerce kez kurup bozuyordu hafızasında. Canan’ın duymadan ölmemesi gerektiğine inandığı sözleri bir kağıda yazıp, zarfa koydu ve ağzını kapattı.
Ve nihayet o soğuk Mart günü, Yusuf Bey uyumak için hazırlanırken bir gürültü bozar gecenin sessizliğini. İlk anda şaşıran ve irkilen Yusuf Nalkesen hemen toparlar kendisini. Anlamıştı; bu, Ferit’in, bir gün Canan tarafından çalınması ümidi ile taktırdığı kapı zillerinin sesiydi. Hemen zarfı aradı gözleri; balkonda masanın üzerindeydi. Çabucak aldı ve kapıya doğru yöneldi. Bir an Ferit’in hastanedeki görüntüsü geldi gözlerinin önüne. Hiç tereddüt etmeden kapıyı açtı. Elinde valizle yan dairenin kapısı önünde duran ve hayli bitkin ve üzgün görünen Canan’ın tek bir kelime dahi etmesine fırsat vermeden zarfı uzattı. Canan şaşkınlık içerisinde elindeki zarfa bakarken de kendi kapısını kapatıp içeri girdi.
Birkaç dakika sonra gecenin sessizliğini bozan, bu kez Ferit’in kapı zilleri değil, Canan’ın merdiven boşluğunda yankılanan hıçkırıklarıydı…
Kapın her çalındıkça o mudur diyeceksin
Beni kaybettin artık sen çok bekleyeceksin
Hele bir yalnız kal da nasılmış göreceksin
Beni kaybettin artık sen çok bekleyeceksin.
14 Şubat Sevgililer Gününüz kutlu olsun. Hüzünle değil, kapınız elinde çiçekleri ile gelen sevdiğiniz tarafından çalınsın…

Müslüm Söyler

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER